 |
EKONOMİK YAŞAM
|
 |
Ankara,
tarih içinde tekrar tekrar doğmuş bir kenttir.
Cumhuriyet dönemindeki doğumu onun siyasal önemi
nedeniyle olmuştur; ama daha önceki doğumları ekonomik
nedenlere dayanır. Sözgelimi Ankara 17. yüzyılda
dokumacılığı ile ünlü ve nüfusu yüzbini aşan bir
kentken, el emeğine dayalı bu endüstrinin gerilemesi ile
gözden düşmüş, bozkırın sessizliğinde yeniden
kaybolmuştu.
Ankara sevdalısı bir yazar, Bilal N.Şimşir diyor ki:
"1920'lerde Ankara, kedisi, keçisi ve armudundan başka
bir şeyi olmayan, tozlu, sıtmalı bir Orta Anadolu
kasabasıydı. İstanbul ise gösterişli, görkemli bir
imparatorluk başkenti. Bin küsur yıl Bizans'a, beş
yüzyıl kadar da Osmanlı İmparatorluğu'na başkentlik
etmişti. Ankara gibi sönük bir kasabanın, bu şanlı
İstanbul'u başkentlik tahtından indirmesi, sıska bir
gencin yılların başpehlivanını yere serivermesi gibi
şaşırtıcı bir olaydır."
Çeşitli tarihlerde Kırşehir-Kayseri-Yozgat
sancaklarının ayrılması, iki büyük yangın, iki büyük
kıtlık, çekirge saldırıları nedeniyle başka kentlere
göçler ve savaşların getirdiği kırım, Ankara'da nüfusun
azalması, ticaretin gerilemesi,
ekonominin bozulması ve insanların yoksullaşması
sonucunu getirdi. Ta baştan beri ağır basan memurluk
mesleğinin yanı sıra, insanlar demir, bakır ve
kuyumculuk, ayrıca terzilikle de uğraşıyorlardı. Ama
Ankara en önemli gelirini tiftik ticaretinden
sağlıyordu. Ve 1838'e kadar bu ticaret Türkiye'nin
tekelindeydi. İnce, kıvır kıvır, bembeyaz ve 25-30
santim uzunluğunda parlak tüylü tiftik keçilerinin
İngilizler tarafından Güney Afrika'ya götürülmesinden
sonra tekel elden kaçırıldı. Ama tiftik keçisinin adı
hala Ankara keçisidir, tiftikten yapılan kazakların adı
da hala angora kazaktır. Tiftik tekelinin yitirilmesi
Ankara için en büyük darbe oldu. Ne Ankara'dan geçip
dört bir yana giden yollar, ne bunların üzerinde,
geçişleri kolaylaştırmak üzere kurulan yüzlerce köprü,
ne de 1893'te gelen demiryolu Ankara'yı diriltebildi.
Diriliş, 1923 yılında Ankara'nın başkent yapılmasıyla
gerçekleşti. Cumhuriyet ilanına hazırlanan yeni devletin
yöneticileri, bir Orta Anadolu kasabası olarak
buldukları Ankara'dan, ülkede çağdaş yaşam biçimini
başlatan bir başkent yarattılar.
Başkent olmak Ankara'nın yazgısını hızla değiştirdi.
Türkiye'nin her yanından, özellikle de çevre illerden
gelenlerle önce nüfus arttı. 70'li yılların ortalarına
kadar % 5.6-6 dolaylarındaki yıllık artış, bu tarihten
sonra biraz düştü. Şimdilerde Ankara'ya her yıl 200 bin
nüfuslu bir kent ekleniyor.
Bugün Ankara, Ortadoğu Avrupa bağlantısını sağlayan E-5
karayolu üzerinde, nüfusu beş milyona tırmanan, çok
çeşitli hizmet alanlarının yoğun biçimde yer aldığı, sanayinin küçümsenemeyecek ölçüde geliştiği, ülke
yönetimine yön veren kararların alındığı bir metropol
kent-tır.
Cumhuriyet dönemi içinde ekonomik yaşamın gelişimini
gözlemlediğimizde, ilk yıllarda, TBMM'nin çatısının
kiremitlerini değiştirmeye yetmeyen bir güçsüz yapıyı
görüyoruz. Zaman içinde canlanan ekonomik yaşam, kendini
önce Anafartalar Caddesi'nde yarattığı hareketlilikle
gösterdi. Bu cadde ve çevredeki bazı sokaklar, bugün de
dikkati çekmektedirler.
Sözgelimi Çıkrıkçılar Yokuşu... Eski Ankara'dan
günümüze kalan tipik bir sokaktır burası. İlk Adliye
binasının hemen arkasından başlayıp, yukarılarda, Atpazarı'nda biten bir yokuş. İki yanındaki
manifaturacılar, tuhafiyeciler genellikle el ürünleri
satarlar: Yurdun dört bir yanından getirilen dokumalar,
bezler, seccadeler, duvar halıları, sofra örtüleri,
döşemelikler, yazmalar, çevreler, yemeniler, şallar,
şalvarlar, kadifeler vb... Yokuşun bitimine yakın yerde
hırdavatçılar tipik Ankara esnafının davranış ve
geleneklerini yansıtırlar. Bakırcılar Çarşısı ise
bakırın kızıllığının pirincin sansına karıştığı, küçük
çekiçlerden çıkan ritmik seslerin müziğe dönüştüğü bir
ortamdır. Burada hafif küf kokulu, ıslak ve buğulu eski
zaman havası dolar ciğerlerinize.
Çıkrıkçılar Yokuşu, özellikle yabancı turist ve
konukların uğramadan edemedikleri, ülkelerine götürmek
üzere mutlaka bir şeyler aldıkları bir alışveriş
merkezidir; Ankara'nın köylerinden gelenlerin çok yoğun
olarak kullandıkları bir merkez olma niteliğini de
korumaktadır.
Eski TBMM binası çevresinden başlayıp, Ulus Meydanı, Anafartalar Caddesi ve Samanpazarı'na kadar uzanan canlı
ticaret merkezi zamanla önemini yitirdi ve gelişen
Ankara'nın simgesi de 1950'lerde Kızılay oldu. Bu dönemi
simgeleyen bir başka unsur, pasajlardı. Kızılay Sıhhiye
arası kısacık mesafede yapılan Ulus, Büyük ve Ankara
sinemaları o günlerin toplumsal ve kültürel yaşamının
merkezi oldular. Bulvarın bu kesimine yakın sokaklar da
gelişmeden paylarını aldılar, bir yanda Sakarya, diğer
yanda İzmir Caddeleri, alışveriş yerleri, lokanta ve
pastaneleri, kitapçıları ve Ankara'nın minik,
vazgeçilemez tiyatrosu AST ile bir dünya oluşturdular.
Bu oluşumun merkezinde yer alan Piknik Lokantası'nın
duvarlarına nice anılar sindi.
Kızılay'ın gözde bir ortam olması ile birlikte ticaret
yaşamı da Çankaya ilçesine geçti. Çankaya bu üstünlüğü
bugüne dek sürdürdü; ama zamanla Çankaya içinde başka
gözde alanlar doğdu. Önce Kızılay'dan Bakanlıklar'a
doğru çıkan ticari merkez, bu bölgede büyük moda
evlerini barındırdı. Vakko, Beymen gibi moda evleri,
Gökdelen'den itibaren kendilerini gösterdiler. Gerek
Kızılay'ın, gerekse Bakanlıklar'ın bugün eski görkemleri
kalmasa bile önemleri devam ediyor. Kızılay, kentin
önemli alışveriş merkezi olma niteliğini koruyor, ayrıca
kentin yaya alanları da bu bölgede bulunuyor. Sakarya
yaya bölgesi her türlü gıda alışverişini
yapabileceğiniz, balıkçı tezgahları ile manav
sergilerinin birbirine karıştığı, arada çiçekçilerin
renk kattığı, dinlenme yerleri, kitapçıları, lokantaları
ile günün her saatinde cıvıl cıvıldır. 1990 yıl-başında
bir "açık hava eğlencesi"yle açılan Yüksel Caddesi yaya
bölgesi ise gençlerin ve sanatçıların toplandıkları bir
merkez olma yolundadır.
70'li yıllarda ticaret merkezi Bakanlıklar'dan yukarı
yürümeye devam ederken, karşısına elçiliklerle kaplı
alan çıkınca Akay yokuşundan yukarı dönerek Küçükesat-Tunalı
Hilmi Caddesi'ne bir sıçrama yaptı. Kuğulu Park'ın
yanında yer alan pasaj ve alışveriş merkezleri, sanat
galerileri, lokanta ve pastaneleri ile cadde önem
kazandı; ama nedense kitapçılar bu yeni merkeze itibar
etmediler.
Adını, Atatürk'ün arkadaşlarından biri olan ve Kurtuluş
Savaşı yıllarında mecliste kadın haklarını savunan
milletvekili Tunalı Hilmi Bey'den alan cadde, başkentin
bir kesim gençliğine adını veren bir caddedir. "Tunalı
Gençliği" denilen bu gençler, bir süredir burada
kendilerince bir altkültür yaratma çabasındalar. Bu
cadde Ankara'nın yeni yaya alanlarından biridir.
Şimdilik Pazar günleri öğleden sonra bu cadde oto
trafiğine kapatılır. Ankara'nın her kesiminden akıp
gelen gençler burada kendi usullerince eğlenirler. Zaman
zaman görkemli konserler de verilir bu caddede.
1980 sonrasının son sıçraması ile ticaret Atakule ve
çevresine geçti. Köroğlu Caddesi'nden, Çankaya Köşkü'nün
önü sıra Atakule'ye uzanan bu yeni merkez, Batılı anlamı
ile tam bir "Mall" (büyük alışveriş merkezi) niteliğini
taşımaktadır.
Ticaret Merkezi yeni bir sıçrama yapacak mı? Bu konu
düşünülmeye değer. Kimilerine göre Çankaya tükendi, daha
yukarılarda gidecek yer kalmadı. Kimileri ise Dikmen
Vadisi'ni yeni aday olarak gösteriyorlar.
Türk ekonomisinde sınai üretimin yaklaşık yüzde 60'ı
kamu sektörünün elindedir. Kamu sektörü kuruluşlarının
büyük çoğunluğunun genel merkezleri Ankara'da
Çankaya'dadır. Bunların arasında yer alan ve Çankaya'nın
şehir planının oluşumunda da önemli rol oynayan Makine
ve Kimya Endüstrisi Kurumu, Tandoğan Meydanı'ndadır. Bu
kurum, İmalat-ı Harbiye adı altında, Kurtuluş Savaşı'nın
silah ve cephane gereksinimini karşılamak üzere, savaş
yıllarında İstanbul'dan Ankara'ya kaçan yurtsever
mühendis, teknisyen ve işçiler tarafından kuruldu.
MKE'nin kurduğu Ankaragücü Kulübü, Ankara'nın ilk spor
kulübüdür. |